Bir Cazkafa'nın Seyir Defteri

Cazın bana anlattıkları ben de insanlara anlatıyorum

Frank Sinatra ve “His” Way

     Frank Sinatra… Pek çok cazseverin ilk göz ağrılarından ve aynı zamanda müzik tarihinin gördüğü en renkli simalardan biridir şüphesiz. (En renkli diyemiyom çünkü dediğim takdirde Freddie Mercury‘inin gelip beni lanetlemesinden korkuyorum =) Ancak Frank Sinatra da politik yaşamı, mafya ilişkileri, inişli çıkışlı kariyeri, sadece basına sızmış sayıları onlarca olan gönül ilişkileriyle; sanat yaşamıyla olduğu kadar, kişisel yaşamıyla da oldukça ilgi çeken bir sima olmuştur.

      Bu yazıda dillerimize Frank Sinatrayla yerleşmiş, onun sesinden sevdiğmiz şarkılara kısa bir tribute yapacağız. Kimbilir bu yazıyla çoktandır dinlemediğiniz bir Sinatra şarkısını yeniden dinleyebilir, bilmediğiniz bir tanesini öğrenebilir ya da Sinatranın o kadife sesiyle kendinden geçenler topluluğunun yeni bir üyesi olabilirsiniz! Eğer şarkıyı dinlemek isterseniz tek yapmanız gereken şarkının üzerine tıklamak bu sizi internet üzerinden bir videoya yönlendirecek. Hangi siteye girmememiz konusunda derin fikirlere sahip bir hükümetimiz olduğu için linkler sizi youtube’a yönlendirmeyecek ancak eğer frank sinatranın değişik şarkılarını merak ediyorsanız ve giriş yapabiliyorsanız şarkıları youtube aracılığıyla keşfetmenizi tavsiye ederim çünkü daha fazla seçme şansınız olacaktır.

        Başlamadan önce şunu da söylemek istiyorum. Frank Sinatra’nın öyle aman aman bir ses aralığı ya da güçlü bir gırtlağı olduğunu kimse iddia edemez. Oysa biz caz sanatçılarının “yediği içtiği ses tellerine heralde” denilicek derecede güçlü seslerine vurulmuşuzdur çoğu zaman. Peki o zaman Sinatra’yı özel yapan nedir? Ses rengidir. Oldukça yumuşak bir ve orjinal bir ses rengi vardır ki bu çoğu zaman aşk şarkıları söylediği için oldukça idealdir. Sanırım bu yüzden kendisine tür olarak “Easy Listening JazzVokal” gibi bir genre verilmiştir. Dünya bu sesi öylesine sevmiş, Frank Sinatra öylesine meşhur olmuştur ki Sinatra Doktrini diye bir şey türemiştir ki meraklısının bakması gereken cinsten olduğu konusunda sizi temin ederim.

        Listeye benim Frank Sinatra’yla tanışmamı ve ona olan sonsuz hayranlığımı başlatan ve aynı zamanda “In Other Words” diye bilinen (şarkının orijinal ismi de budur) Fly Me to the Moon‘la başlamak istiyorum. Fly Me to the Moon cazseverlerin çoğunun benimle aynı fikirde olacağı üzere caz müziğin en kült, en bilinen, sevilen ve güzel parçalarından biridir. Kolay söylenebilirliği ve akılda kalır hoş melodisi nedeniyle amatör ya da profosyonel hemen hemen her caz şarkıcısının repertuarında bulunur. Oldukça güzel,neşeli ve insanın içini kıpır kıpır eden bir aşk şarkısıdır. Julie London, Diana Krall, Ella Fitzgerald ve Astrud Gilberto gibi isimlerin versiyonlarına da aşina olduğımuz bu şarkının besteci ise Bart Howard‘dır.

     İkinci şarkımız ise Moon River. Evet, evet siz bu şarkıyı bir yerden hatırlıyorsunuz. Hemen söyleyeyim. Breakfast at Tiffaniy’s filminden hatırlıyorsunuz. O muhteşem filmdeki Audrey Hepburn’in cam kenarına oturup elindeki minik mandolinle bu şarkıyı söylediği sahne filmi izleyenlerin aklından kolay kolay çıkmayan bir sahnedir. İşte aşkın uğruna nelerin yapılabiliceğini anlatan bu parça da Frank Sinatra’nın sesinden alışkın olduğumuz bir diğer şarkıdır.

       Frank Sinatra aynı zamanda iki önemli düetiyle bilinir. Bunlardan biri rock’n roll’un en büyük ismi ve The King olarak hitap edilen Elvis Presley‘le yaptığı Love me Tender düetidir. Love Me Tender’ı yalnızca Elvis Presley’den dinlemek bile inanılmaz bir keyifken düeti hali kulakların pasını iyice siliyor. Bu düet yıllarca bir çok düet listesinin ilk sırasında kalmıştır. İki müzik devini bir arada izlemenin keyfi zaten paha biçilemez.

        Diğer meşhur düet de Frank Sinatra’nın kızı Nancy Sinatra ile yazıp söylediği Something Stupid‘dir. Bu şarkı daha sonra Robin Williams ve Nicole Kidman tarafından da düet hali bozulmadan seslendirilmiştir hatta klibi dahi çekilmiştir. Ufak bir not Nancy Sinatra’yı da These Boots are Made for Walking ve Bang Bangdan hatırlıyoruz. Bu Sinatragillerde var bir hikmet diyorum ve diğer şarkıya geçiyorum.

           Sırada Sinatra diyince akla gelen ilk şarkı var. My Way… My Way çoğu kişinin sandığı aksine Sinatra değil bir Paul Anka bestesidir. Ancak Sinatra’yla meşhur olmuş ve Sinatra’ya da bir nevi etiket olmuştur. Hayatın kendisini konu alan bu şarkı oldukça güçlü sound’uyla ve sözleriyle bir çok insanın favori şarkılarının başını çeker ve bir çok sanatçı tarafından seslendirilmiştir. Bu şarkıyı sevenler Frank Sinatra ve Pavarotti düetini mutlaka dinlemelidir.

        Sinatra’yla anılan bir diğer şarkı ise şüphesiz New York New York‘tur. New York şehrine hak ettiği methiyeleri düzen bu şarkı NY diyince akla gelen ilk şeylerden biridir. Hareketli ritmi ve şen şakrak melodisiyle size Broadway müzikali izliyormuş hissi vermesi de oldukça yüksek bir ihtimal (=

     Sinatra sanat hayatı boyunca üç şehri şarkılarıyla yüceltmiştir. Biraz önce bahsettiğim üzere bunlardan biri New York, ikincisi Chicago, üçünsü ise Los Angelestır. L.A. is My Lady isimli bu şarkı nefeslilerin yoğun şekilde icra edildiği sabah uyanıldığında bir kez dinlendi mi vitamin tableti yerine geçebilecek kadar enerji verir insana.

      Hemen hemen herkes tarafından söylenen, filmlere, reklamlara müzik olmuş iki şarkının Sinatra versiyonlarını pas geçmek de olmaz. Tahmin edeceğiniz üzere bunlar All or Nothing at All ve Night and Daydir. İkisi de caz klasikleri olmalarının yanı sıra oldukça güzel ritimleri düşük olsa da aşkın aydınlık ve mücadeleci ruhunu anlatan şarkılardır. Ufak bir not Night and Day’i için bir de Ella Fitzgerald yorumunu mutlaka dinleyin derim.

      

     Frank Sinatra’nın kalbimde yeri her zaman farklı olucak olan bir şarkısı var ki, aşkı bir kez olsun yaşamış ve hissetmiş birinin bu şarkı tarafından etkilenmemesi mümkün değildir. All the Way… Bir aşkın arkasından söylenebilecek en güzel vedadır bu şarkı. Şarkının söz yazarı olan Sammy Chan bir sevgiliye söylenebilecek en güzel sözleri söyler. Bir aşkın nasıl olması gerektiğini anlattıktan sonra

who know where the road will lead us
only a fool would say
but if you’ll let me love you
it’s for sure i’m gonna love you - all the way, all the way

(Yolun bizi nereye götüreceğini kim bilebilir

Sadece bir ahmak der ki:

Eğer seni sevmeme izin verirsen seni seveceğim

Tüm yol boyunca tüm yol boyunca) diyip zarifçe veda eder. Açık yüreklilikle söylemek gerekirse u şarkı kadar vurucu çok az şarkı dinledim. Zevkler ve renkler tartışılmaz ancak bu şarkı gerçekten harikadır! Ayrıca Özdemir Erdoğan’ın daha sonra bir inceleme yazmayı boynumun borcu bildiğim Canlı Sahnelerden Kayıtlar Albümünde bu şarkının çok güzel bir cover’ı vardır.

   Eh bu kadar duygusallaştığın yeter senin dendiğini duyar gibi oldum! Hadi tempoyu arttıralım! Tabii ki Come Fly With Me ve I’ve Got You Under My Skin ve I Won’t Dance‘den bahsediyorum! Bu üç şarkının ortak özelliği şarkılarda çok az karşılaştığımız aşkın coşkusunu anlatma durumudur. Şarkılar hep berbat olayları konu almaya meyillidir (Şey.. Irish Rebel Songları saymazsak!!! =D) Bu oldukça meşhur ve güzel üç şarkı ise aşkın insana verdiği coşku ve neşeden bahseder. Tempoları yüksektir ve kendinizi hayali bir partneri ordan oraya uçurup swing yaptırırken bulabilmeniz de hiç anormal değildir! Bu üç şarkıyı da kendini ne kadar sevsem de bana zaman zaman “Frank Sinatra çakması bu yaa!” dedirten Michael Bublé‘da oldukça hoş yorumlar.

      

      Hayır, hayır! Strangers In the Night‘ı tabii ki unutmadım! Bir Sinatra klasiği olan bu şarkının melodisi çoğumuzu aa o melodi bu şarkı mıydı dedirtmiştir.

     Close to You… Bilinen diğer adıyla They Long to Be. Bir sevgiliye söylenicek en övgü dolu sözcükler bu şarkının içindedir. Şarkıyı yazan Hal David‘in gözü epey kararmış olsa gerek! Not düşmekte fayda var. Sinatra versiyonu her ne kadar gönüllerimizi fethetse de kale The Carpenters’da kaldı!

     Hayatının 60 yıldan fazlasını müziğe ve sinemaya adamış bu müzik adamının yazabileceğim hatta yazmam gereken daha pek çok şarkısı var. Ancak kültlemiş ve en popüler olanlarını yazabildim ki bunun bile ne kadar sürdüğü ortada. Hepinizi Frank Sinatra’ya Tapanlar Klübüme bekliyorum. Hatta şöyle bir yorum gelsin benden herkesin affına sığınarak. Frank Sinatra’yı bile kafan kaldırmıyorsa caz dinlemek için uğraşma arkadaşım. Frank Sinatra uyutuyorsa Chick Corea dinle arkadaşım. İyi geceler arkadaşım.