Gecenin bir yarısı aklımda patladı… “Cazla evlensem olmaz mı?”. “Nasıl hastalıklı bir düşüncedir bu lan!” diye düşünürken kafamın içindeki diğer Ezgi “Sen değil misin her zaman ben bu müziğe aşığım!” diyen, dedi. Doğru ben bu müziğe ilk defa Fly me to the Moon’un tınılarını piyano üzerinde duyduğumdan beri aşığım. Üstelik bu zaman içinde yitip giden bir şey de değil. Her gün yeni şeyler keşfettikçe katlanan, giderek daha tutkulu hale dönüşen bir şey bu. Tamam hiç bir zaman toplumun ne düşündüğünü umursayan bir tip olmadım. Hatta topluma inat bir şeyler yapmak her zaman garip bir şekilde muzipçe güldürdü beni. Ama toplumun ilişkileri bir üst seviyeye taşıyıp çoluk çocuğa karışma fantazisini bir müzik türüyle icra edicek kadar sosyofobik olduğumu bilmiyordum. Bunun da farkına vardım iyi oldu. Benim için büyük, insanlık için adım bile değil.
Sizinle paylaşmak istediğimse şu, beni hala yüreğimin taaa en derinlerinden vurmayı başaran caz lirikleri. Umarım siz de bunlardan birinden dahi olsa etkilenip o şarkıyı dinlemek için içinizde istek duyarsınız :)
***
No, I’m no one’s wife
But, oh I love my life!
And all, that jazz
That jazz
***
When somebody needs you
It’s no good unless he needs you - all the way
Through the good or lean years
And for all the in between years - come what way
***
I see friends shaking hands say
How do you do
They’re really saying
I love you
And I say to myself
What a wonderful world
***
ve zamanı geldikçe eklemek üzere esen kalın




