Şu yanda gördüğünüz psikomanyak kılıklı adamı kaç kişi tanıyor? Az. Kaç kişi bu adamın genelinin klasik türk enstrümanlarıyla yapılmış bir caz albümünü Willis Conover gibi bir adamın programında iki gece üst üste yayınlattığını biliyor? Çok az. Bu adamın,bütün Amerika’ya iki gece Köroğlu türküsünü dinlettiğini, dandik Amerikan popuna hasta, iş türkülere gelince “Iyy çok kıro!” diyen gençlerimizden kaç tanesi biliyor? Hiç. “Türkiye’de caz yapılmıyor, insanlar caz dinlemiyor” diye yırtınan, İstanbul caz festivalinde en güzel kıyafetleriyle boy boy fotoğraf vermeyi milli şeref sayan sözde aydın ve entellektüellerimiz kaç tane? Çok.
Evet, evet Özdemir Erdoğan’dan bahsediyorum ben. Sevdim Seni Bir Kere, Pervane, Canım Senle Olmak İstiyor, Küçük Bir Aşk Masalı, İkinci Bahar’ın asıl bestecisi ve söz yazarı olan benim gözümde Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük müzik adamlarından biri olan Özdemir Erdoğan’dan. İlk gençliğimin kendimi çok cazcı sandığım yıllarında dinlediğim iki albümünün bana “höst” diyip durdurduğu, önce dinlemeyi öğrettiği, olgunlaştırdığı adamdan. Sen beni tanımıyorsun ama hiç tanışmadan bana çok şey öğrettin ve hiç tanışmadığım halde öldüklerinde arkadalarından salya sümük ağladığım insanlardan biri olucaksın günün birinde.

İlk bahsetmek istediğim albüm, Özgün Jazz Denemeleri. Daha önce de bahsettiğim gibi bu albüm Amerika’nın Sesi Radyosu’ndaki Willis Conover’ın programında iki gece üst üste yayınlanarak oldukça önemli bir başarı elde etmiştir.
Eserin en göze çarpan ve insanı hayrete düşüren eseri Take Five‘dır. Dave Brubeck ve Paul Desmond’dan alışkın olduğumuz bu harika eserin günümüze kadar onlarca coverı yapılmıştır. Ancak zannediyorum albümün adında olduğu gibi hiç bir cover bu kadar “özgün” değildir. Zira bu albümdeki Take Five baştan sona mükemmel bir kanun ve piyano uyumuyla gidiyor. Eserin davulu ise yıllardır ODTÜ’de “Jazz Tarihi” Dersi Veren ünlü baterist Durul Gence ye emanet. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama Gence emanetin hakkını oldukça iyi vermiş. Davul solosunu dinlerken kafanın “hööö” sesi eşliğinde yana yatmasına engel olunamıyor. Eserin tamamının canlı icrasına buradan ulaşabilirsiniz.
Albümde caz formatı kazandırılan türküler ise; Deryalar ve Köroğlu. Deryalar da daha az cazvari bir hava olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Köroğlu gerçekten tam oturmuş akorları, ritmik davulu ve başarılı saksafon solosuyla dikkat çekiyor. Bu solonun kime ait olduğunu tahmin etmek ister misiniz? Cevap Fatih Erkoç. Erkoç 2000li yılların başında atlattığı “Allahım ben popçu muyum, yoksa cazcı mıyım? Bana bir işaret gönder!” yakarışlarından “Popçusun sen evladım!” işaretini almadan önce oldukça kaliteli işler yapıyordu ve bu performansı onun uluslararası düzeyde dikkat çekmesini sağlayan ilk performansıydı.
Albümün diğer playlisti şu şekildedir:
1. Yemen Elleri
2. Tımbıllı
3. Take Five
4. Bir Adım Öte
5. Deryalar
6. Ayrılık Ümitlerin Ötesinde Bir Şehir
7. Güvercin Uçuverdi
8. Köroğlu
Yurtdışında kazandığı başarıya rağmen, Türkiye’de bu albümü hiç bir müzik şirketi yayınlamak istememiştir. Özdemir Erdoğan da kendi müzik şirketini açarak albümü çıkartmıştır. Albümün iç kapağında sanatçı kavramına, Türkiye’deki müzik sektörüne oldukça sağlam giydiren bir de yazısı vardır ki buraya yazarsam çok net Erol Köse beni dava eder. Gençliğimin baharında olduğum için bu şanlı görevi okuyucuya bırakıyorum, gidin alın albümü evet.

Bahsetmek istediğim ikinci albümse “Canlı Sahnelerden Kayıtlar”. Özdemir Erdoğan’ın İsmet Sıral Orkestrasında pişerkenki yıllarına gelen dinlediğim en orjinal albümlerden biri. Albümde klasik easy-listening caz parçaları türk enstrümanları eşliğinde çalınıyor ve çok mutlu mesut olarak söylüyorum ki oldukça da başarılı oluyor. Özellikle When The Saints Go Marching şarkısındaki kanun solosu gerçekten çok güzel. Özdemir Erdoğansa her zaman hayran olduğum özelliğini yine gözler önüne seriyor. Özdemir Erdoğan’ı şöyle ya da böyle bir kaç kere dinlemiş olanlar bilir ki evet sesi çok çirkindir. Garip sayılabilecek bir ses rengi vardır ve ne gırtlak yaptığında jöle salandığında çıktığı düşünülen “boing boing” tarzı bir ses çıkarır. Peki bu adam nasıl olup da İsmet Sıral Orkestrasına solist oluyor? Çünkü bu adam şarkıları inanılmaz güzel yorumluyor, çünkü onları çok hissederek söylüyor. Bu da onu gitarist olmasının yanı sıra oldukça iyi bir solist yapıyor ve albüm dinlendiği takdirde görülücektir ki bu orkestra büyük metropollerde oldukça kalabalığı oldukça etkilemiştir.
Albümde en beğendiğim, en güzel yorumlanan eser Frank Sinatra’dan alışkın olduğumuz All the Way. Özdemir Erdoğan bu eseri Kerem Görsev’in piyanosu eşliğinde yorumluyor ve ortaya duygu yüklü bir şarkı çıkıyor. Utanmasam Sinatra versiyonundan daha iyi diyeceğim. Yine Sinatra’dan alışkın olduğumuz My Way ise biraz zayıf kalmış çünkü o şarkıya giden güçlü vokali Erdoğan veremiyor.
Albümün playlisti şu şekildedir:
1. Hello Dolly
2. When The Saints Go Marching
3. Les Deux Guitares
4. Nathalie
5. My Way
6. New York New York
7. All The Way
8. I’ve Got You Under My Skin
9. La Vlase A mille Temps
10. Night And Day
11. I Won’t Dance
12. Amsterdam
Görüldüğü üzere birbirinden güzel klasik caz şarkılarını bu albümde dinlemek mümkün üstelik türk enstrümanlarının farkıyla.
Burdan vardığımız sonuç ne?
Özdemir Erdoğan albüm yayınlatamıyor, TRTde yasaklanıyor
İsmet Sıral İsveçte oldukça güzel bir kariyeri bırakıp Türkiye’de bir caz kampı açmak istiyor yapamayınca üzerine benzin döküp intihar ediyor.
Bir zamanlar İsmet Sıral Orkestrasının solisti olan Ayten Alpman, ülkücü bozması İlham Gencer yüzünden Türkiye’ye döndürülüp “Memleketim” söyletiliyor, pop yaptırılıyor.
Fatih Erkoç paranın popta olduğunu görünce şaftını popa doğru kaydırıyor.
Kerem Görsev’in ne yaptığını gören ya da duyan yok
İlhan Erşahin, müzikten tasını tarağını toplayıp organizatör oldu, caza vefa borcunu arada caz sanatçıları konsere çağırarak ödüyor.
Yavuz Çetin gidip boğaz köprüsünden atlıyor.
Peki Türkiye’de caz neden gelişmiyor?
Sanırım bu sorunun cevabı biraz olsun netleşti.